Zaman, insanın hem bireysel hem toplumsal yolculuğunu şekillendirir. Felsefi açıdan zaman, varoluşun akışını temsil ederken; sosyolojik açıdan kültürlerin ve toplumların dönüşümünü belirler. Özlü Yaşam, bu akışta anlamı yakalama ve toplumsal bağları güçlendirme çabasıdır.
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar hızlı yaşanmadı. Sabah gözümüzü açar açmaz ekranlara bakıyor, gün boyunca onlarca bilgiye maruz kalıyor, sürekli yetişmeye çalışıyoruz. Modern insanın yorgunluğu yalnızca bedensel değildir; zihinsel ve ruhsal bir tükenmişliktir.
Eskiden insanlar yorulurdu ama tükenmezdi. Çünkü insanın durabildiği, düşünebildiği, sessiz kalabildiği alanlar vardı. Şimdi ise sessizlik bile rahatsız edici geliyor.
Modern çağ insana sürekli daha fazlasını vaat ediyor:
Daha fazla başarı
Daha fazla para
Daha fazla görünürlük
Daha fazla hız
Fakat insan ruhu “daha fazla” ile değil, “daha anlamlı” ile huzur bulur.
Bugün birçok insanın yaşadığı temel problem; hayatın merkezini kaybetmesidir. Kendine yabancılaşan insan, ne kadar başarılı görünürse görünsün içsel bir boşluk hisseder.
Belki de yeniden yavaşlamayı öğrenmek gerekiyor.
Bir ağacı izlemek,
sessizce yürümek,
telefonu kapatmak,
kendini dinlemek…
Çünkü insan bazen yalnızca durduğunda kendini duyar.